Kuş Tüyü Öğütler
16/5/2008 · Kategori: Bir damla hayat
Gözünü bu
satırlardan bir an kaldır ve kuş tüyünün düşüşünü hayal et.. Hem havada
asılı kalıyor, hem iniyor gibidir… Çok uzaktan geliyor gibi ama çok
yakın gibi durur.
Gökten yere düştüğü halde, düştüğünü hissettirmez
sana kuş tüyü… Belki de hiç düşmez kuş tüyü. Hayır, hayır düşüyor
değildir. Belki de kendisi yere doğru inmeyi, yere konmayı tercih
ediyor gibidir. Hani yağmur gibi… Düşüyor değil indiriliyor. Öyle ki,
bir kuş tüyünün inişini seyrederken, sayısız göklerden sayısız tüylerin
düştüğü duygusuna kapılırsın, kuş tüyü yere indiğinde henüz düşüşünü
tamamlamadığını hissedersin.
Doğru;
düşmez aslında kuş tüyü, “iner” gibidir, “indirilir” ve “hep
indirilir”. Meleklerden kopmuş gibi, melekler gibi.. Şimdi de uykun
gelir mi kuş tüyünü duyunca? Yoksa uyanır mısın tatlı ve gerçek bir
rüyaya? İşte sana kuş tüyü gibi hafifçe dokunan öğütler… İstersen bırak
düşsün, istersen havada öylece asılı kalsın. Sen bilirsin.
Sevmeyi öğren: Sevdikçe varlığının kâinatla toplandığını görürsün.
Sevince,
kendini kendinden öte taşırsın. Sevince kalbine yeni ve sonsuz kanatlar
takarsın. Sevince, mavi bir deniz olur kalbin; hiç bilmediğin kıyılara
varırsın.
Bağışlamayı öğren: Bağışladıkça
dostlarının sayısını onla çarpmış olursun. Bağışlamak kalbinin yükünü
azaltır. Bağışlayınca, kalbine batan dikenler güle döner. Bağışlayınca
önce kendini bağışlamış gibi olursun, nefretin ve kinin yükünü omzundan
atarsın.
Pişmanlık duymaktan korkma:
Pişmanlığını itiraf ettikçe hatalarının küçük, anlaşılır ve
bağışlanabilir parçalara bölebildiğini görürsün. Pişmanlık sancısını
göze aldığın sürece, hatadan dönmenin lezzetini de yaşamaya başlarsın.
Pişmanlık içtenliğin sınamasıdır. İçtenliği olmayanlar pişman
olamazlar. Pişman olmayanlar içtenlik kazanamazlar.
Hatırlamayı öğren:
Hatırladıkça, sevgilerinin karekökünü bulup, onlardan hüznü çıkardığını
fark edersin. Hele de çocukluğunu çok hatırla ki, hiç endişesiz mutlu
olduğun anları yeniden yaşa. Mutlu olmayı beceremeyen biz büyüklere
içimizdeki çocuk mutluluğun sadelik ve hırssızlıkla ilgili olduğunu
fısıldar. Dur ve dinle çocuğunu.
Değer vermesini öğren:
Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup, onları mutlulukla
çarpabildiğini görürsün. Değer vermeden geçirdiğin günün güneşi hiç
doğmamış gibidir. Değerini bilmediğin eşyaya hiç sahip olmamış
gibisindir. Değerini bilmediğin dostların sana göre hiç yaşamamış
gibidir. Değer vermesini öğrendiğinde, hayatın sahihleştiğini fark
edersin. Daha yavaş yürürsün ama adımlarını yere sıkı basarsın.
İltifat etmesini öğren:
İltifat ettikçe, insanlarla arandaki en kısa mesafenin bir tebessümün
resmettiği eğri bir çizgi olduğunu görürsün. İltifat etmek yalan
konuşmak demek değildir. İltifat, muhatabının görmek istediğin yere
ulaşması ve oradan öte geçmesi için temennide bulunmaktır.
Özür dilemesini öğren:
Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü, böylece
dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark edersin. Ayrıca
bak: “Pişmanlık duymaktan korkma” öğüdü.
Aşktan korkma: Böylece
bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp, bütün yamukları
kendi içinde barındırabildiğini görürsün. Aşk pürüzleri yok eder;
dikenleri gül eder, acıları haz eyler.
Ara sıra hüzünlen:
Hüznün kalbine dokunmasına izin ver. Böylece bütün mutlulukların ve
zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü
görürsün. Hepimiz ayrılıkların kuşattığı bir adada şimdilik yaşayan
fanileriz. Hüzün, faniliğin ince sızısını kalbine hissettirdiği için,
seni ebediyete komşu eder. Hüznünü öldürürsen ölümü anlayamadığın gibi
hayatı da anlayamazsın.
Ve bir gün öleceğini bil:
Kesinlikle öleceksin ve öldüğün gün anlayacaksın ki, yaşadığın hayat,
paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Kesrin payında ne
olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursan ol, hepsi son
işlemde sıfıra eşitlenir. Kesrin üzerine, yani bu dünyaya, sonsuzluk
cinsinden bir şeyler koyman gerekiyor. Yoksa “elde var sıfır”
Her gün yeniden uyan:
Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilen için, bir şafak vakti ne
kadar da sıradandır. Hayranlık duygusunu her gece iki göz kapağının
ardına sakladığı gözleri gibi her daim uykuda bırakan için, bir gün
doğumu “sabahın körü” olasıca karanlıktır. Kulluk heyecanını avucunda
tutamadığı bir kor gibi savurup söndüren için, bir seher vakti eğreti
ve tanımsız bir vakitsizliktir. Haydi, aç gözlerini… Aç gönlünü… Şimdi
ve burada var olduğunu fark et. Var edildiğini fark et. Buraya, bu
sabaha bir insan olarak gönderildiğini bil. Bu sabahın senin için, sana
özel olarak yaratıldığını fark et. Uyan… Güneş senin için doğuyor…
Senai Demirci
