Evlilikte sevgi nasıl canlı tutulur?
11/5/2008 · Kategori: Evlilik
Eşler
arasındaki sevgiyi canlı tutmak ve aşkı yaşatabilmek için emek ve çaba
gerekir. Yıllarca bir yastığa baş koyan bir kadının kocası eve geleceği
zaman heyecan duyması, kocanın da koşarak eve gelmesi için neler
yapılabilir?
"20 yıllık evliyiz" dedi kadın. "Ama hâlâ eşim geleceği saat kalbim
çarpar. O da beni görmek için eve koşarak gelir." Belki kimilerine
garip gelebilir. "Böyle bir şey olabilir mi? Günümüzde sevgi mi kaldı?
Deliler gibi
seviyorum diyen nice çiftler, üç- beş ay sonra mahkeme kapısını
çalıyor" diyebilirsiniz. Peki bu çiftler sevgilerini nasıl korumuş ve
canlı tutmayı başarmışlardı? Bunun sırrı neydi?
Evet, sevgi kâinatın mayası olduğu gibi evliliğin de özüdür. Eğer bir
şeyin özüne bakarsanız dış kabuğunun iyi-kötü-çirkin güzel olması sizi
fazla ilgilendirmez. Mesela cevizin kabuğuna değil, özüne talip olan
ondan faydalanır.
Şayet erkek, sevgisini eşinin dış güzelliğinden ziyade iç güzelliğine,
yani güzel ahlâkına, şefkatine, nezaketine bina eder ve en önemlisi onu
kendisine arkadaşlık edecek latif bir hediye olarak görürse o zaman
samimi sevgi ortaya çıkar. Eşi de ona ciddi ve samimi hürmet ve
sevgiyle karşılık verir. Yıllar geçip ihtiyarlasalar bile sevgileri
eskimez ve eksilmez, tam tersine taze ve canlı kalır.
Önemli bir zattan gelen hediyenin maddi değerinden çok manevi değerine
kıymet verilir. Bu hediye, o zatın somut bir iltifatı olduğu için
yıllar geçse de o sevgide bir azalma olmaz. Tam tersine antika bir
hediye olarak kıymeti daha da artar. İşte bir padişahtan gelen elmanın
içinde kendi lezzetinden çok padişahtan gelmesinin zevkinin olması
bunun içindir.
Eşler de birbirlerini şu karmakarışık dünya çölünde hayat fırtınaları
arasında dayanacakları, koruyup kollayacakları, yalnızlıklarını, elem,
keder, sıkıntı ve mutluluklarını paylaşacak bir hediye olarak
sevmelidir. Kırılacak bir vazo, kuruyacak bir çiçek değil, daima canlı,
ruhlu, hisli, heyecanlı, zevkli, latif ve eşsiz birer hediye olarak
görmelidirler. Ya da kendilerine verilen bir emanet gözüyle
bakmalıdırlar. O zaman bu sevgi, bir nevi ölümsüzlük sırrına erer.
Böyle bir arkadaşlık zahiri ve dünyevi maksatlardan öteye geçer.
Menfaatler çerçevesinde olmadığı ve araya riya girmediğinden halis,
canlı ve daimi olur. Çünkü onlar, sevginin eskimeyen boyutunu
yakalamışlardır. Birbirlerini adeta göz bebekleri gibi severler. Eşini
göz bebeği gibi seven göz bebeğine zarar vermez, incitmez ve yıpratmaz.
Görmese bile görmüyor diye çıkarıp atmaz.
Aksi halde sadece dış güzelliğe bina edilen sevgi, gençlik ve güzellik
vaktiyle sınırlı kalır. Güzellikler kaybolmaya, gençlik yaşlılığa
döndüğü zaman sevgiler serap, mutluluklar harap olur. Eskiyen
ayakkabısını çıkarıp fırlattığı gibi eşini de terk edip gider.
Gülay Atasoy
