En Güzel Yastık
16/5/2008 · Kategori: Bir damla hayat
“En güzel yastığın nedir?” diye sorsalardı bana, hiç
tereddütsüz “yarın” derdim. Yastık… Başımı usulca bırakıp kendimi unuttuğum
yer. Yastık… Gözlerimi kapatıp gövdemi sessizce, dertsizce yarına taşıdığım
dem. Yarın… Bugünün telaşlarını savurup fırlattığım loş uçurum. Yarın.. Bugünün
ellerinden ellerimi çekip hayatla bağlarımı koparmama bahane eylediğim
boşluk.“Nasılsa yarın var!” deyip de an’ın üzerimizdeki keskin hükmünü
törpülüyor değil miyiz? “Yarın yaparım!” deyip de günün içinden duygularımızı,
aklımızı, yeteneklerimizi, hasılı varlığımızı
çekiyor değil miyiz? Kapatmıyor muyuz gözlerimizi bugünün güneşine, nasılsa
yarın güneş yeniden doğacak diye?
Kapatmıyor
muyuz gönlümüzü bugünün aşkına, önümde çok uzun yıllar var diye? Sevdiklerimizi
küstürüyoruz, sevenlerimizi kırıyoruz, umarsız bir maske takıyoruz bugün.
Nasılsa yarın telafi ederim diye. Çekmiyor muyuz ellerimizi en ciddi işlerin
eteğinden daha zamanı gelmedi diye? Alıp gölgemizi her akşamın hüsranına
yatırmıyor muyuz? Sanki hiç yokmuşuz gibi, hiç var olmamışız gibi geçmiyor
muyuz günün içinden? Hasretlerimizi, hayallerimizi, ümitlerimizi,
beklentilerimizi, özlemlerimizi zamanın kanına katmadan, elimizde meyvesiz kuru
tohumlarla kala kalmıyor muyuz?
Yastığımızdır yarın. Alıp başımızı gittiğimiz isimsiz, sınırsız, kuralsız,
tanımsız ülkemiz. Aklımızı başımızdan alıp götüren uykumuz. Bugünden kaçışın
saydam, sessiz, itirazsız suç ortağı, sırdaşı. Gözümüzü bağlayıp bize habire
sayılar saydıran saklambaç arkadaşımız. Sürekli bizi körebe eder yarın. Bizi
topal bırakır. Bizi sığlaştırır. Bizi yok sayar. Kendi kıyılarımızdan çeker
yüreğimizin inci mercanını. Kentin kuytularında nefesimizi boğuyor, sözümüzü
kekeme ediyor.
Yo, yo, suç yarının değil. Yarının ayağımıza gelir gelmez adını “bugün” diye değiştirdiğini
unutan bizlerin suç. Yarınlara güvenip de bugünü eğretileştirirken, yarınların
birinde kendisine geniş zamanlar düşeceğini hayallerken, “dün”lerde “yarın”
diye idealleştirdiği bir “yarın”ı daha elinin tersiyle ittiğini fark etmeyende
suç… Bizde!
Şairin dediği gibi “yarın artık bugündür.” Yarın diye beleyip beslediğimiz,
hayallerimizle emzirdiğimiz o gelecek günler, o bitmez zamanlar, o geniş
zamanlar gelir gelmez, kendimizi içinde sıradanlaştırdığımız bir “bugün”
oluveriyor. Yarına ideal yükleyenler, gelen yarının adı “bugün” olduğunda,
bütün idealleriyle o günün sabahında var kılmaları gerekir kendilerini.
Hayallerini yarınlara güvenerek erteleyenler, yarınlar sıra sıra gelip “bugün”
olarak ellerine ayaklarına vardığında, her şeyi bir kenara bırakıp el üstünde
tutmaları gerekir bugünü. Sanki son günleriymiş gibi, sanki başkaca ve bir daha
yarın gelmeyecekmiş gibi, ruhlarını damıtıp bugünün imbiğinde damıtmaları
gerekir yarın sevdalılarının.
Sahi, bugüne kadar kim “yarın” gerçekleştirmiş başarısını? “Yarın” ödev yapan
öğrenci oldu mu acaba? Yazısını “yarın” yazmayı başaran bir yazar olmuş mudur?
Hayır, hayır, içimizden hiç kimse “yarın”ı yaşamadı, yaşamıyor, yaşamayacak.
Yarınların hepsi bugün oldu, oluyor, olacak… Bugün’e kendini yakıştıramayan,
yarınların hiçbirinde gününü gün edemeyecek.
İmrendiğimiz o başarı öykülerinin hepsi kahramanlarının “bugün”ünde gerçek
oldu. Bir ömre rengini, istikametini veren kritik kırılmaların hepsi sıradan
bildiğimiz herhangi bir saatin içinde olup bitti. “Yarın”a, “az sonra”ya, “hele
dur, zamanı değil!”lere yaslananlar, “bugün”lerin içinde siliniverdi,
“şimdi”nin kalbine can olamadı, “an”ın göğsünden çekildi. Hiç dokunmadan
geçtiler zamanın içinden. Hiç yaşamamış gibi sürüklendiler bugünden yarına..
İspat etmemi ister misin? Ben de bu kısa yazıyı sürekli “yarın”lara erteledim.
Ama sonunda oturdum ve yazdım. Ellerimi bilgisayarımın tuşlarına bağladım,
koltuğumda hapsettim gövdemi, kalbimi bu satırların karasına mahkûm ettim.
Yazıyı, “bugün” yazdım, “şimdi” bitirdim. Sen de “yarın” okuyamayacaksın bu
yazıyı. Eminim “bugün” okuyor olacaksın…
Bugünü uyanık geçirmek istersen, “yarın” yastığını başının altından çek,
sevgili zamane!
İyi uykusuzluklar!
Senai Demirci
